Bu korna tanımı uzun zamandır televizyonda alt yazı ile reklamı yapılan cep telefonu melodisi için kullanılsa da, meğer günümüzde hala yaşıyor imiş.
İşlek bir caddede oturuyoruz. (Maalesef…) Caddenin alt ucunda birkaç inÅŸaat var ve sabaha kadar malzeme kamyonlarının yaygarası sürüyor. YokuÅŸu inip çıkarken (ya, iÅŸte bir de yokuÅŸtayız) inim inim inleyen motor ve frenler mi istersiniz, tek ÅŸerit iniÅŸ tek ÅŸerit çıkış olan dik yokuÅŸta nedensizce zart diye duran bazı araçlara kamyonların telaÅŸlı isyanını mı… Zaten gece sessiziÄŸinde gereksiz gürültü edenler insanın sinirini yeterince zıplatıyor, bir de havalı korna çıktı ÅŸimdi.

Bizim bey sinir olacağına “ayyy, çocukluÄŸumun kornası” diye sevindi.
Bir de köpek olsaymış ya ÅŸu çocukluÄŸunda….
Mevcut hükümete oy vermedim. Ömrüm yettiği sürece de vermeyi düşünmüyorum. Çünkü yönlendirmeye çalıştıkları
politikaları sevmiyorum ve içinde yaşadığım ülkeyi götürdükleri rotadan hoşlanmıyorum.Bu da birey olarak en tabii hakkım. Ama aldıkları oy oranına bakarak saygılı bir şekilde durmasını biliyorum. Kimseyi verdiği oy yüzünden eleştirdiğim yok. Kimsenin de beni eleştirmeye hakkı olmadığını düşünüyorum.
Eski çalışma arkadaşlarımdan birisi ile geçen gün konuşurken eğer bir alternatif olur ise katılıp katılmamayı tartışıyorduk. İkimiz de verdiğimiz oyun rejim kaygısı ile olduğunu biliyoruz. Oy verdiğimiz partinin gerçekten bir şey yapacağına veya yapabileceğine inandığımız için değil. Kendimize bunu itiraf etmek çok zor geliyor ama maalesef durum bu. İlkokuldaki öğretmenizim hiç bir zaman sınıf başkanı seçmez, günlük nöbetçilere başkan görevini yüklerdi. Sınıf başkanlığı için aday olacak bir çok öğrencinin sınıf başkanını yıpratacağını öngörüyordu diye düşünüyorum.
Şu sıralar da seçilmiş olanları yıpratma çalışmaları hızla sürüyor. Velakin bunu akıllıca yapan birilerinin de olmaması oldukça can sıkıcı. Eninde sonunda cumhurbaşkanı seçilecek birisinin karısının başındaki örtü ile maddi olarak uğraşmak hiç bir şeyi açığa kavuşturmuyor. Cumhurbaşkanının eşinin başının açık olup olmaması gerektiğini tartışabiliriz ama o kadıncağıza da playboy tavşanı yakıştırması yapan kişinin gözümde ortalama bir davardan farkı kalmıyor. Kendi karımın başı açık diye zorla örtmeye kalkan birisine ne tepki veriyorsam o kadıncağıza playboy kızı muamelesi yapan davara da aynı tepkiyi göstermek lazım.
Zaten bünyesindeki karikatüristleri kaybettikten sonra iyice seviyesizleÅŸen adını bile anmayacağım bu dergiyi artık hiç satın almayacağım. (Arada bir okuyacak baÅŸka bir ÅŸey bulamadığımızdan dolayı satın aldığımız olurdu evet) Bununla beraber tabii ki dinin gündelik hayatta “araç” olarak kullanılmasına karşı mücadele edebildiÄŸim kadar edeceÄŸim.
Aşağılayarak eleştirmek hiç bir şeyi çözmez. Ben de yazın parmakları dışarıda ayaklarını gözüme gözüme sokan flip flop li veya boncuklu gezer terlik giyen kadinlardan hazzetmiyorum ama onları ayak teşhircisi diye tanımlayıp olaya seksist bir bakış getirmiyorum.
(Okuyucuya not: Alttaki yazı gayet karamsar olmak ile birlikte yazarın ruh haline bürünmenizi ve bir süre sonra gündelik hayatınızdaki bir çok şeye uyuz olmanıza yol açabilir. Eğer bir mutluluk böceğiyseniz okumamanız emin olun yararınıza olacaktır.)
Hayat belirli bir yaÅŸtan sonra dayatmalarla geçiyor. Bir goril el becerisine sahip olan bana ilkokulda “İş Bilgisi” dersinde kağıtları katlayarak yaptığın aynı ÅŸekillerden siyah kartonun üstüne yapıştırtarak bir desen ortaya çıkartmamı istemeleri ilkokul sıralarında ilk defa karnemde “iyi” ile tanışmama yol açtı. Ortaokulda sesi ergenlik dönemi nedeniyle çatır çatır çatlayan insana 80 kiÅŸilik sınıfın önünde solfej yaptırmaları yıllar kalabalık önünde konuÅŸurken aynı ses çatlamasını çıkartabilmemin önünü açtı. Her iki öğretmenime buradan selamlarımı (!) yolluyorum.
Yaşınız geçtikçe hayat size yeni dayatmalar çıkartıyor. Hiç alakanız bulunmadığı bir sektör ile ilgili projeler oluşturmanız, bindiğiniz takside sevmediğiniz müziği dinlemek zorunda olmanız bunlardan çok basit olanları. Bir de insanların önüne hiç kaçamayacak şekilde çıkan dayatmalar var.
Mesela yakın bir zamanda deprem olacak bir şehirde yaşıyor olmanız. Oturduğunuz apartmanın bu depremi çıkartabilecek kadar sağlam olup olmadığını bilmemeniz. Sorduğunuz zaman saçma sapan kulaktan dolma bilgiler almanız, kafanızda asılı duran bu ölümcül soruya bir çuval para döküp bir şirkete inceleme yaptırmanızdan başka bir cevap seçeneğinizin bulunmaması. O çuval ile para elinizde bulunmadığından dolayı mecburen o evde oturmak zorunda kalmanız dayatmaların en
büyüklerinden biri değildir de nedir?
Önümüzdeki bir kaç yıl içinde yaşadığınız ülkenin suya muhtaç kalacağı öngörülüyorken palyatif çözümler bulunması ve bunların birer mucize gibi önünüze sunulması insana nereye kaçacağını şaşırtıyor. Başka bir ülkeye gitme şansınız ne kadar ki? Geride bıraktıklarınız ne olacak? İnsanların çığ gibi üstünüze üstünüze gelip size omuz attığı, aysonunu getirmek için uğraştığınız onca çabaya rağmen elinize geçen paranın yarıya yakınını vergi adı altında borcunuz olmasına rağmen içiniz kan ağlayarak saçmalayan birilerinin yönetimine vermek inanın kimsenin hoşuna gitmiyor.
Gitmek ve terketmek kolay olsa inanın kimse durmayacak. Bu coÄŸrafyada doÄŸmuÅŸ olmak sizin ve benim suçumuz deÄŸil. Orta halli ama iyi niyetli bir anne babanın çocuÄŸu olmak ve bazı ÅŸeylerin “farkında olmak” da hiç kolay deÄŸil. Bir yerlerden “parayı kaldırmış” birisi yanınızdan sizin 10 yılda kazandığınıza eÅŸdeÄŸer bir arabayla geçiyorsa emin olun o adamın vergi tablosunda “matrahsız” yazısını okumak da hiç kolay deÄŸil.
ÇocuÄŸum olduÄŸunda iyimser ihtimalle eÅŸim ve benim olabileceÄŸimiz tek ÅŸey “orta halli ve iyi niyetli anne baba” . ÇocuÄŸum da benim uÄŸraÅŸtığım saçmalıkların hepsi ile uÄŸraÅŸmak zorunda kalacak demek ki. Ne güzel (!)
Keşke beğenmediğimiz bir şeyler olduğu zaman gitmek o kadar kolay olsa. Emin olun çoğu kişi arkasına bile bakmaz o zaman.
Lokantalarda bilmediÄŸin bir ÅŸey yiyeceksen içinde ne var diye soracaksın. Yoksa İspanya’da boÄŸa yumurtasını (criadillas) ,
Çin’de köpek etini, Türki cumhuriyetlerde at etini, UzakdoÄŸu’da bilumum böceÄŸi sokuÅŸtururlar adama. Risotto zaman zaman hoÅŸuma gitse de uzuun zamandir yapmadığım bir yiyecek. Ki domates ve biberli, kuzu eti ile yapilmiÅŸ bir bulgur pilavını her zaman risotto’ya tercih ederim. Türkiye’de önümüze çoÄŸu zaman risotto diye bildiÄŸin lapa pilavı koyarlar. Pirinçin alakası yoktur. Son iÅŸ seyahatimde bir restoranda deniz ürünlüsünü yedim. O kadar baÅŸtan savmaydı ki uzun sir süre ara vermeye karar verdim.
Bir devlet büyüğümüz de risottonun içinde şarap var diye ortalığı ayağa kaldırmış. Be adam bilmediin naneyi niye yiyorsun
diye sormazlar ki adama. Kıyak da olsa bakan olmuş bir kere. Hayır haggis yese ne yapacaktı merak ediyorum. Bırak abicim sen oyle fiyakalı isimli yemeği. Söyle bir bulgur pilavı , yanına bir baş soğan. Buz gibi de ayran. Mis. (Canım çekti bak şimdi)