Filmden çok daha fazla ÅŸey bekliyordum. Ama en hafif tabir ile bazı ÅŸeyler “olacakmış gibi yapıp olamıyor”. Yarısında kapatmayı düşünür olduk. Ben sabredip sonuna kadar seyretmeyi seçtim. Son 15 dakikası iyi gayet. Bir kaç tane ÅŸamar iniyor ama yeterli kalmıyor. BeÄŸendiÄŸim bir kaç replik dışında da çok aklımda kalan bir ÅŸey yok. Velakin filmin sonunda geçen hayata dair “On some level, it’s all pretend.” cümlesi hala kafamın içinde dönüp dolaşıyor.
Ne kadar yapmıyoruz desek de hayatımızın büyük bir bölümü rol yapmakla ya da öyle gibi görünmekle geçiyor. Şimdi bir müşterimle toplantım var, gitmek istemiyorum ama ya gidip dinliyor ve ilgileniyor gibi yapıp dinlemeyeceğim, ya da erteleyeceğim.Düşüncesi bile içimi bayıyor.
Karım dizinin ilk bölümünde -”Yine bir erkek dizisi bulmuÅŸsun.” dedi. Daha da televizyon ile ilgilenmedi. Tam olarak farkında deÄŸilim ama biraz testosteron barındıran dizileri seviyorum demek ki. Entourage dan sonra bunu da severek izliyorum.
Tıkanmış bir yazar, eski püskü ama yine de bir Porsche’u var. Bir sürü güzel kadını ayıklıyor. Bok gibi içiyor. Hem sigara hem alkol.(Bana ÅŸu aralar ikisi de yasak ondan tatmin oluyorum belki de.) Basbayağı Bukowski’nin evcilleÅŸtirilmiÅŸ hali biraz daha. Sevdim ama kendisini. Seyredecek bir ÅŸeyler arayan testosteron sahiplerine tavsiye ederim.
Dünyanın sonunun gelmesi ve herkesin ölmesi halinda ilginç bir ÅŸekilde ölümü daha rahat kabulleneceÄŸimi düşünürüm hep. “Nasıl olsa herkes ölüyor dikbaÅŸlılık yapmamalı.” diye düşünüp teslimiyetçi bir yaklaşım içine gireceÄŸimi kabul etmiÅŸimdir. Es kaza da herkes ölüp geride kalan birkaç kiÅŸiden birisi olarak yaÅŸamımı sürdürürsem bunun da zevkli olacağını düşünüyor idim yakınlarımdan birisinin ölümünü tatmadan önce.
Bütün bu sapıkça düşüncelerimin sebebi peder beyden ya da aÄŸabeylerimden bana miras kalmış bir kitaptır. Åžu anda ne ismini ne cinsini hatirlayamamakla birlikte Amerikayı ele geçiren bir hastalıkla birlikte insanlığın büyük bir kısmını yokoluÅŸu ve saÄŸ kalan bir elemanın başından geçenleri anlatırdı bu kitap. Adamın yerine kendimi koyar, konserve çalar , istediÄŸim bir galeriden aldığım spor araba ile bomboÅŸ yollarda gaza basacağımı hayal ederdim. (Evet pek normal deÄŸilim). Bu ergenlik/gençlik hayallerimi gayet güzel tasvir etmis bir film yakında gösterime girecek. Filmin Adı “I Am Legend” ve yine tarif ettiÄŸim felaket sonrası dünyada geçiyor. Aynı isimli kitabın uyarlamasıymış. Fragmanı seyrettikten sonra kitabı da okunacaklar listesine aldım.
İyi ölüm toptan ölümdür. İnsanın arkasında aÄŸlayacak, mezarınndaki otları yolacak kimse kalmamalı. Ölürken bir sızı kalmamalı içinde “ya o bensiz ne yapacak” diye. Senin arkandan “iyi adamdı ama ÅŸurası kötüydü” de diyemesinler. Kimin haddine baÅŸkasının hayatının yazar kasa raporunu çıkarmak.
Fragman aşağıda zaten. Buyrun.
İrlanda göçmeni bir ailenin çocuklarının New York’taki suç örgütleri ile nasıl haşır neÅŸir olduÄŸunun hikayesinin anlatıldığı bir dizi. Amerika’da henüz ikinci bölümü yayınlandı fakat ilk seyrettiÄŸim bölümü fena deÄŸildi. Ama Sopranos ile karşılaÅŸtırıldığında biraz hafif kaldı açıkcası. Olaya yeni girizgah yapıldığı için bu da biraz normal diye düşünüyorum.
Sinematogfrafisi ve planlar bence çok çok iyi. Takip edeceğim diye yorulmuyorsunuz ama bazı kareleri yakalamak için dikkatli seyretmek gerekiyor. Bu da Amerikalıları ne kadar sarar bilemiyorum.
Seyrederken insanın canı bira çekiyor bi de deliler gibi. Ya da ilk bölümünde paso pint pint biraları lüplettiler ben aşerdim o yüzden. İkinci bölüme bakıcaz.